13 Haziran 2012 Çarşamba

Giriş

Giriş

adece tek bir uzvunuzu hareket ettirmek için vücudunuzda birçok işlem gerçekleşir. İşlemler, aldığınız karar ile başlar ve temele doğru inildikçe daha da kompleks bir hal alır. Beyninizde emrin oluşması ile başlayan reaksiyonlar silsilesi, sayı olarak belki de milyarları bulmakta, bunların tümü için vücudunuzda sayısız enzim görev yapmaktadır. Yapmak istediğiniz sıradan bir hareket için dahi, hücreler içinde çok sayıda işlem birbiri ardınca devam eder.  Tek bir hareketiniz için milyarlarca işlem gerçekleşirken, aynı anda beyniniz çalışmakta, kalbiniz atmakta, vücudunuza giren besinler sindirilmekte, kan akışı tüm hızıyla devam etmekte, hücreleriniz çoğalmakta, tüm organlar fonksiyonlarını hatasız ve sistemli şekilde sürdürmektedir. Hücrelerinizdeki hareketlilik hiç durmamaktadır. Siz bunların ne farkında olur, ne de bunları kontrol edebilirsiniz. Yaşamınızı devam ettirebilmek için onların sizin için yapmakla görevli oldukları şeylere razı olursunuz.
Ancak işin gerçeği, enzimlerin de diğer proteinlerin de ve onları kontrol altında tutan büyük moleküllerin de herhangi bir şey yapmaya güçlerinin olmadığıdır. Onlar bir şey yapmaya güç yetiremedikleri gibi, bunun kontrolü de size ait değildir. Bedeninizde gerçekleşen tüm bu işlemler Allah’ın kontrolündedir ve siz de bu mükemmel sisteme dayanıp güvenerek aslında Allah’a teslim olmuşsunuzdur. Hastalık halleri dışında bir aksamanın oluşmayacağını çok iyi bilirsiniz. Bu güvenin sebebi, sizi kusursuz yaratmış olan Allah’ın üstün gücünü biliyor ve buna güveniyor oluşunuzdur. Tesadüflere inandığını iddia eden hiçbir insanın, tesadüfen kopyalanan bir DNA sistemine, tesadüfen reaksiyona giren enzimlere, tesadüfen atan kalbine güvenerek hayatına sakin, sorunsuz ve huzurlu bir şekilde devam edebilmesi mümkün değildir. İnsanın bu konuda sorunsuz ve huzurlu yaşayabilmesinin sebebi, bedenindeki sistemlerin hatasız çalışabildiğine dair kanaatidir. Bunun tesadüflerle mümkün olamayacağını kuşkusuz kendisi de bilmektedir.
Eğer bir insan, vücudundaki tek bir sistemin, örneğin enzim sisteminin nasıl çalıştığını, neleri kapsadığını, nasıl harikalar gerçekleştirdiğini bilirse, bedeninde rastgele hiçbir şeyin gerçekleşemeyeceğini daha iyi anlayacaktır. Bir mucizeye tanık olduğunu ve bunun kendisine bir nimet olarak sunulduğunu fark edecektir. Farkında bile olmadığı, gözle görülmeyen moleküllerin, kendisini yaşatmak için hiç durmadan çalıştıklarını ve bunun için adeta programlanmış olduklarını keşfedecektir. Bunların, çeşitli “kararlar aldıklarını”, “tasarruflu davrandıklarını”, “iş bölümü yaptıklarını”, “kontrollü hareket ettiklerini”, kısaca şuurlu birer varlık gibi davrandıklarını anlayacaktır. Cansız bir moleküle şuur gerektiren hareketler yaptıranın da ancak Allah olduğunu, yeryüzündeki canlı cansız tüm varlıkların sahip oldukları her bir molekülün Allah’ın ilhamı ile hareket ettiğini kavrayacaktır. Bunu fark etmek insan için nimettir. Çünkü bu gerçeğin şuuruna varan bir insan tüm yaşamı boyunca Allah’a güvenerek yaşar. Kendisini yaşatanın, kendisine bir kader belirleyenin, sürekli olarak nimetler verenin Allah olduğunu anlar. Dünyada kendisine hayat verenin ahirette de kendisine hayat vereceğini ve dilerse cennetle ödüllendireceğini bilir. Allah’a yönelir, Allah’a güvenir ve tüm yaşamı boyunca kaygılardan uzak huzurlu yaşar. Allah’ın, Kendi sanatının mükemmel örneklerini yaratma sebeplerinden biri budur. Umulur ki insanlar bu sebepleri görebilsin ve üstün Yaratıcımız olan Allah’ı tanıyabilsinler…
Allah O’dur ki, gökleri dayanak olmaksızın yükseltti; onları görmektesiniz. Sonra arşa istiva etti ve Güneş ile Ay’a boyun eğdirdi, her biri adı konulmuş bir süreye kadar akıp gitmektedirler. Her işi evirip düzenler, ayetleri birer birer açıklar. Umulur ki, Rabbinize kavuşacağınıza kesin bilgiyle inanırsınız. (Ra’d Suresi, 2

Bazı Özel Enzimler

nzimler konusu ile ilgili her detay oldukça şaşırtıcıdır ve enzimlerin her birinin yaptığı iş oldukça önemlidir. İşte bu nedenle vücutta görev yapan her enzim özeldir. Bu bölümde de amaç, kanı pıhtılaştıran, düşünmeyi sağlayan enzimleri genel olarak tanıtarak, vücuttaki her enzimin mükemmel özelliklere sahip olduğunu göstermek ve enzimlerin insan için ne kadar hayati bir önem taşıdığını hatırlatmaktır. Eğer bir insan, karşısındaki kişi ile konuşabilmeyi, sevdiği bir meyveyi yiyebilmeyi, bir manzarayı doyasıya seyredebilmeyi ve gülüp neşelenebilmeyi sağlayan enzimlerin nasıl çalıştıklarını tam olarak bilirse, sahip olduğu bu nimetin inceliklerini de görebilir. Sunulan nimetlerin hiçbirinin amaçsız olmadığını, her hücrede insana özel yaratılmış bir olağanüstülüğün var olduğunu fark edebilir. Bunların tümünün, Allah’ın izniyle çalışmaya devam ettiklerini, Allah’ın dilemesiyle, “sadece bir an içinde”, tamamen durabileceklerini hatırlayabilir. Böyle bir an için, getirebilecek hiçbir çözümü, yapabilecek hiçbir şeyi olmadığını anlayabilir. Allah’ın büyük bir nimet olarak var ettiği enzimlerin, başka hiçbir yolla harekete geçemeyeceklerini görebilir. Bu da Yaratanı takdir etmek, Allah’ın varlığına iman etmek demektir ki, bunun bir insana dünyada da ahirette de getireceği fayda büyüktür. Böyle bir takdir, dünyada rahatlık ve nimet, ahirette ise sonsuz cennet hayatına vesile olabilir. Aşağıda detaylarını verdiğimiz enzimlere de bu bakış açısıyla bakmalı ve onların size verilmiş birer nimet olduğunu unutmamalısınız.
Vücuda Mesaj İleten Enzimler
Vücudumuzda bir ağ şeklinde sinirler bulunmaktadır. Bu sinir ağında, sürekli bir hareket vardır. Sinirler beyin ve organlar arasındaki koordinasyonu sağlar ve bu nedenle vücutta sinirler üzerinden sürekli emir ve uyarılar gönderilir. Birine el sallamak istediğinizde, beyninizden gelen emir üzerine vücutta bir hareketlenme başlar. Beyinden gelen elektrik akımı sinirler boyunca iletilir. Sinirler belli bölgelerde birbirleriyle karşılaşırlar. Bu karşılaşma bölgesine sinaps adı verilir. Elektrik sinyali bir sinapse gelene kadar devam eder, sonra durur. Sinaps, iki sinir hücresini birbirinden ayıran bir boşluktur. Görünüşte bu boşluk, iletilecek elektrik akımı için sorun teşkil etmelidir. İletim durmalı ve akım bir sonraki sinire ulaşamamalıdır. Ancak hiçbir zaman böyle bir sorun yaşanmaz. Çünkü iletici sinirden alıcı sinire mesajın ulaşabilmesi için mesajı gönderen sinir, sinaps denilen boşluğa bir kimyasal salgılar. Bu kimyasal salgı asetilkolin olarak adlandırılır. Sinir sinyali sinapse ulaştığında asetilkolin moleküllerinden oluşan bir yığın bu boşluğa doğru akar. Diğer taraftaki reseptörlere (alıcılara) tutunur ve diğer hücreyi harekete geçirmek üzere uyarır. Bunun üzerine kaslar kasılır ve beyninizden gelen emir kolunuza ulaşmış olur. Artık kolunuzu havaya kaldırıp el sallayabilirsiniz.
Sinirler, iletişim için mors alfabesine benzer bir sistem kullanırlar. Bu sistem noktalardan oluşmaktadır. Mesaj ne kadar önemli ise, noktaların sıklığı da o kadar çoktur. Her nokta, yani her sinir sinyali, kendi salgıladığı asetilkolini harekete geçirir. Diğer bir deyişle el sallayabilmenizi sağlayan elektrik akımı ile yürümenizi sağlayan elektrik akımı aynı sinirler üzerinde yol almakta, ancak her biri farklı asetilkolin sıvısı salgılamaktadır. Bu nedenle bu ileticilerin bulunduğu alan, bir başka sinyal gelmeden önce mutlaka temizlenmelidir. Aksi halde mesajlar birbirine karışacaktır. Bazen saniyede 500 sinir sinyali göndermeleri gereken sinirler için bunun anlamı, asetilkolin ileticilerinin her milisaniye içinde yıkılmaları gerektiğidir.

Sinir sisteminde, iletici sinirden alıcı sinire mesajın ulaşabilmesi için, mesajı gönderen sinir, sinaps denilen boşluğa asetilkolin denilen bir kimyasal salgılar. Her sinir sinyali, kendi salgıladığı asetilkolini harekete geçirir. Bu nedenle ileticilerin bulunduğu alan, bir başka sinyal gelmeden önce mutlaka temizlenmelidir. İşte bunu yapmak için devreye giren yardımcılar, asetilkolin esteraz enzimleridir.
Asetilkolin esteraz enzimleri işte tam bunu yapacak şekilde yaratılmışlardır. Bu katalizörler, asetilkolin moleküllerinin içine olağanüstü bir hızla girerler. Biyokimyacılar söz konusu enzimlerin hızını belirleyerek, onların her saniye 25.000 molekülü yok ettiklerini hesaplamışlardır. Diğer bir açıdan bakarsak, her esteraz enzimi, her bir asetilkolin molekülüne yaklaşık 40 milisaniye içinde saldırmaktadır.83
Tek bir enzimin tümüyle işlevini yitirmesi ile canlı bir organizmanın ölüme doğru gideceğini sürekli olarak tekrarlamaktayız. Bu, gerçekten de çok önemli bir bilgidir. Çünkü bizden milyarlarca kat küçük ve bedenimizin her yerinde her an faaliyet halinde olan bu eşsiz varlıklara bağımlı yaşarız. Asetilkolin esteraz, bu önemli gerçeğin tek başına bir delilidir. Vücudumuzdaki yüzlerce farklı enzimden sadece söz konusu enzim eksik olsa, yaşamamız mümkün olmayacaktır. Çünkü bir anlamda, vücudun bütün elektriği kesilecektir.
Alzheimer gibi hastalıklar, söz konusu enzimin sistemli çalışamamasının bir sonucudur. Bu hastalıkta asetilkolin normalden çok hızlı bir şekilde ortadan kaldırılmakta, böylelikle sinir uyarısı ya alınamayacak kadar zayıf olmakta ya da sinir hücreleri arasında tam olarak iletilememektedir.84

Asetilkolin esteraz enzimleri, asetilkolin moleküllerinin içine büyük bir hızla girerler. Bu enzimlerin, her saniye yaklaşık 25.000 molekülü yok ettikleri hesaplanmıştır. Yani her esteraz enzimi, her bir asetilkolin molekülüne yaklaşık 40 milisaniye içinde saldırmaktadır.
100 milyar sinir hücresinin birbiriyle iletişimi ve aralarındaki binlerce kilometrelik sinir ağı, Allah’ın harikulade bir eseridir. Allah dilerse, elbette bunların birbirleriyle iletişimi için, arada kopuklukları olmayan dümdüz bir satıh yaratabilirdi. Akım, herhangi bir kimyasala ihtiyaç duymadan sinirler boyunca ilerleyip gidebilirdi. Ancak sinir ağları arasında boşluklar, onların aralarında elektrik iletimini sağlayacak kimyasallar, sonra bu kimyasalları durduracak başka kimyasalların üretilmesi gerekmektedir. Bunun hikmetlerinden biri insanın, laboratuvarlarda kendisini araştırdığında sürekli olarak mükemmellikler, mucizeler ve kompleksliklerle karşılaşmasıdır. Allah, detaylar içinde detaylar yaratır ve onları hem birbirleriyle bağımlı hem de olağanüstü bir komplekslikte var eder. Bizim burada incelediğimiz, söz konusu sistemin içindeki tek bir parçanın yaptıklarıdır. Ancak bu küçük parçayı devreden çıkardığınızda, sistemin tümü işlevini yitirecektir. Bu mekanizmayı azaltamaz, basitleştiremezsiniz. Eğer söz konusu enzim olmazsa, beyninizden kolunuza ulaşması gereken emir, vücudunuzda bir yerlerde kaybolup gidecektir. Bir daha hiçbir şekilde el sallayamaz, parmağınızı bile hareket ettiremezsiniz.
Sahip olduğunuz sistemler, Allah’ın yarattığı sanat eserleridir. Gün içinde yaptığınız milyonlarca harekette, beş duyunuzdan gelen sayısız uyarıda, 100 milyar sinir hücresinin her birinde bu işlem saliseler içinde hiç durmadan tekrarlanır. Her birinin yaptığı iş Allah’ın bilgisindedir. Allah sizi her an korur, her an yaşatır. Tüm varlıklar O’nun kontrolündedir ve O’na teslim olmuşlardır. Allah bu gerçeği bir ayetinde insanlara şöyle hatırlatmaktadır:
Senin içinde olduğun herhangi bir durum, onun hakkında Kuran’dan okuduğun herhangi bir şey ve sizin işlediğiniz herhangi bir iş yoktur ki, ona (iyice) daldığınızda, Biz sizin üzerinizde şahidler durmuş olmayalım. Yerde ve gökte zerre ağırlığınca hiçbir şey Rabbinden uzakta (saklı) kalmaz. Bunun daha küçüğü de, daha büyüğü de yoktur ki, apaçık bir kitapta (kayıtlı) olmasın. (Yunus Suresi, 61)
Şüphesiz Biz, gerçekten Biz yaşatır ve öldürürüz ve varis olanlar Biziz.
(Hicr Suresi, 23)

Kanın Pıhtılaşmasındaki Mükemmel Enzim Zinciri
Kanın pıhtılaşma sistemi, bir dizi enzimin birlikte hareket etmesi ile gerçekleşen olağanüstü bir olaydır. Bu sistem öylesine kusursuz gelişir ki, bir yerimiz yaralandığında, kanın durup yaranın bir süre sonra kapanacağından emin oluruz. İşte bu eminlik, bedenimizdeki enzimlerin hatasız ve sistematik şekilde çalışmalarından kaynaklanmaktadır.
Bedenimizde bir yaranın oluşması, vücudu alarma geçiren önemli bir olaydır. Müdahale, yaranın açıldığı yere yapılacaktır. Tüm imkanlar seferber edilir ve bu bölgeye doğru bir akış başlar. İşte bu sırada vücutta sakince dolaşan bazı moleküller de bir anda büyük bir hızla hareketlenirler.
Vücudun herhangi bir bölgesinde bir kanama başladığında ilk yardım, trombosit adı verilen kan plakçıklarından gelir. Trombositler kanın içinde dağınık olarak dolaşırlar, bu nedenle kanama vücudun neresinde olursa olsun, mutlaka o bölgeye yakın, devriye gezen bir trombosit vardır.

Kanın pıhtılaşma sistemi, bir dizi enzimin birlikte hareket etmesi ile gerçekleşen olağanüstü bir olaydır. Her enzimin, doğru yerde bulunması ve doğru zamanda harekete geçmesi gereklidir. Sayısız enzim, adeta ne zaman ne yapmaları gerektiğini bilircesine görev başındadır. Bu mükemmel işbirliği ve kusursuz çalışma, Allah’ın yarattığı bir nimettir ve her bir detay Allah’ın yüceliğinin ve büyüklüğünün birer tecellisidir.
Von Willebrand isminde bir protein ise, kaza yerini işaret ederek yardım isteyen bir trafik polisi gibi, trombositleri gördüğünde önlerini keser ve olay yerinde kalmalarını sağlar. Olay yerine gelen ilk trombosit, aynı telsizle yardım ister gibi, bir madde salgılayarak, diğerlerini de olay yerine çağırır.
İlk müdahale yapıldıktan sonra iş enzimlere düşmektedir. Aslında bu aşamaya kadar devreye girmiş çok sayıda enzim vardır, ama burada pıhtılaşma işlemini tamamlayan enzimlerin üzerinde durulacaktır. Vücut, daima daha sonra kullanılmak üzere aktif olmayan enzimler depo eder. Bu enzimler, ancak vücutta gerekli olduklarına dair bir sinyal aldıklarında harekete geçmeye kodlanmışlardır. Kanda serbest gezen fibrinojen de aktif halde olmayan bir enzimdir. Kan plazması içinde erimiş haldedir. Vücutta bir yara açılana kadar, kendi halinde etrafta yüzer. Ancak herhangi bir yerde bir alarm durumu söz konusu olduğunda, bir anda hareketlenir. Kan plazmasında herhangi bir iş yapmadan dolaşan bu protein, yaranın oluştuğu bölgeye doğru ilerlemeye başlar. Vücutta alarm durumu oluştuğunda, trombin adındaki bir diğer enzim, fibrinojenin protein zincirindeki üç halkadan ikisini keser. Fibrinojen, fibrin haline gelmiştir. Yani aktif olmayan bir enzim aktif hale getirilmiştir. Kesilen yüzeyde ise yapışkan parçalar oluşmuştur. Bu yapışkan parçalar, fibrinlerin diğer fibrin molekülleri ile birleşmesini sağlar. Fibrin moleküllerinin birleşmesiyle uzun bir zincir oluşur ve proteinler birbirlerinin üzerinden geçerek bir ağ oluştururlar. Bu oluşan ilk pıhtıdır. Ardından bu pıhtılar bir balık ağı gibi yaranın üzerini kaplamaya devam eder.
Trombin aynı zamanda faktör XIII enzimini faktör XIIIa’ya dönüştürür. Bu faktör, fibrin pıhtısının daha sağlam olmasını sağlamaktadır.85
Fibrinojeni aktif hale getiren trombin de aslında kanda protrombin denilen aktif olmayan hali ile mevcuttur. Bu önemlidir, çünkü eğer kanda sürekli olarak trombin dolaşıyor olsaydı, bütün fibrinojenleri kesecek ve vücutta sürekli olarak kontrolsüz pıhtı oluşacaktı. Böyle bir tehlikenin oluşmaması için protrombinin de bir enzim tarafından aktif hale geçirilmesi gerekmektedir.
Protrombini, Stuart faktörü adı verilen bir başka enzim keser ve onu aktif hale dönüştürür. Ancak trombin için geçerli olan durum Stuart faktörü için de geçerlidir. Eğer Stuart faktörü baştan beri kan içinde serbestçe dolaşıyor olsaydı, bu defa pıhtılaşma mekanizmasını o sürekli olarak harekete geçirecek ve vücutta kontrolsüz pıhtı oluşumu bu defa Stuart faktörü nedeniyle başlayacaktı. İşte bu nedenle Stuart faktörü de kanda aktif halde değildir ve harekete geçmesi için aktif hale getirilmesi gerekmektedir.
Ancak protrombinin hareketlenebilmesi için yalnızca Stuart faktörü yeterli değildir. Akselerin adındaki başka bir enzim, Stuart faktörü ile birlikte hareket ederek protrombini trombin haline dönüştürürler.

Kanın pıhtılaşmasını sağlayan enzimler, neyin ne zaman gerçekleşmesi gerektiğini, nerede yoğunlaşması gerektiğini, vücuttaki hangi noktayı kapatmak için çalışmaları gerektiğini ve hangi sırayı izlemeleri gerektiğini adeta bilirler. Bu mükemmel sistem, hiçbir aşaması tesadüfen oluşamayacak kadar kompleks bir sistemdir.
Dolayısıyla karşımıza çıkan bir diğer enzim olan akselerinin de ilk başta aktif halde olmadığını tahmin edebiliriz. Ancak onun aktifleşme sisteminde büyük bir ikilem, “yumurta-tavuk” bilmecesini andıran bir durum karşımıza çıkar. Çünkü akselerini aktifleştiren enzim “trombin”dir. Akselerinin, kendi aktifleştirdiği bir enzim tarafından aktif hale getirilmesini nasıl açıklarız? Bunun sebebi, Stuart faktörünün protrombini çok ağır bir şekilde kesmesi ve bu nedenle vücutta bir tedbir olarak mutlaka bir miktar trombinin hazır halde bulunmasıdır. Bu önemli tedbir ile olay başlar ve Stuart faktörünün hareketlenmesi ile pıhtılaşma sistemi büyük bir hızla hareketlenir.
Bunlar kanın pıhtılaşmasını sağlayacak olan faktörlerin oluşturduğu bir sistemdir. Buradaki enzimler, neyin ne zaman harekete geçmesi gerektiğini, nerede yoğunlaşması gerektiğini, vücuttaki hangi noktayı kapatmak için çalışmaları gerektiğini bilirler. Ayrıca ne zaman durmaları gerektiğini de bilirler. Bir yara üzerinde başlayan pıhtılaşma işlemi, eğer gerekli yerde durmazsa, bu vücut için büyük bir tehlike oluşturacaktır. Pıhtılaşmanın kontrolsüz devam etmesi, kan damarlarının tıkanması ve hayati bazı organların artık çalışamaması anlamına gelir. Bu sebeple peşpeşe birbirini harekete geçiren pıhtılaştırıcı enzimlerin faaliyetlerinin durdurulması gerekmektedir. Bunu onlara haber verenler de yine başka enzimlerdir.
Yara iyileştikten sonra da pıhtının ortadan kaldırılması gerekir. Bunun için de yine devrede olan moleküller, enzimlerdir. Plazmin adı verilen bir enzim, fibrin pıhtılarını kesmek için bir makas görevi görür. Plazmin, fibrini etkiler ancak fibrinin inaktif hali olan fibrinojen üzerinde etkili değildir. Eğer öyle olsaydı bu, sonra oluşturulması gereken pıhtılar için büyük bir zorluk oluşturacaktı. Plazmin çok hızlı hareket edemez. Bu bir avantajdır, çünkü yaranın oluştuğu sırada da faaliyet halinde olan plazmin, tüm fibrinleri kesmeden yara iyileşmiş olur.

Eğer pıhtılaşma sistemi olmasaydı, küçük yaşlardan itibaren bedenimizde meydana gelen her türlü yaralanmaya karşı korunmasız olurduk. En küçük bir kesik bile şiddetli kan kaybı için yeterli bir sebep haline gelirdi. Ama Allah’ın rahmeti ile, sahip olduğumuz pıhtılaşma sistemi vesilesiyle sürekli olarak koruma altında yaşarız.
Kanın pıhtılaşma sisteminde devreye giren daha sayısız enzim bulunmaktadır. Bunların her biri, bir işlemin yürütülmesi veya tamamlanması için gereklidir ve tek bir tanesinin bile devreden çıkarılamayacağı, indirgenemez kompleks bir sistemin elemanlarıdırlar.
Eskiden koyu bir ateist şimdi ise evrim karşıtı olup yaratılış gerçeğini savunan yazar James Perloff, kanın pıhtılaşma sistemi konusunda evrimcilerin içinde bulunduğu ikilemi, Michael Behe’nin yorumunu da katarak şu şekilde ifade etmiştir:
Kanın pıhtılaşma oluşumu oldukça komplekstir, pıhtılaşma dışında başka bir fonksiyonu olmayan sayısız proteini içine alan çok aşamalı bir işlemdir. Her protein aktive olabilmek için bir enzime bağımlıdır. Behe’nin yorumunu basitçe şu şekilde açıklayabiliriz: Hangisi daha önce evrimleşmiştir – protein mi enzim mi? Protein değildir, onu harekete geçirecek bir enzim olmadan hiçbir fonksiyonu olamaz. Ama o zaman doğa neden önce aktive eden enzimleri evrimleştirmiştir? Protein olmadan, bunun hiçbir amacı yoktur. Dahası, eğer kanın pıhtılaşması asırlar alan aşamalar şeklinde evrimleştiyse, bu sistem mükemmel hale gelene kadar canlıların kan kaybından ölmüş olmaları gerekirdi. Bu sistem indirgenemez bir kompleksliktir.86
Yüzlerce aşamadan oluşan ve hiçbir aşamasının basitleştirilemediği, devreden çıkarılamadığı böyle bir sistem, şuursuz atomların tesadüfen bir araya gelmeleri sonucunda oluşabilir mi? Şuursuz atomlar tesadüfen kanın pıhtılaşma sistemine ait bir enzimi meydana getirebilir mi? Tesadüfler mucizeler oluşturabilir mi? Tesadüfler bir şeyi yoktan yaratabilirler mi?
Elbette bunların hiçbiri mümkün değildir. Evrimciler ise kör tesadüflerin şuursuz atomlardan adeta şuurlu işleyen bir pıhtılaşma sistemi var ettiğini iddia ederler. Tesadüfler, Darwinizm’in sözde mucizeler meydana getiren sahte ilahıdır. İşte bu yüzden evrimciler, tesadüflerin bir şeyler oluşturduğuna, mucizeler gerçekleştirdiğine, yoktan var ettiğine insanları ikna etmeye çalışırlar.
Oysa amaçsızca gerçekleşen, kontrolsüz ve bilinçsiz gelişen olaylar sonucunda mükemmel ve düzenli sistemlerin meydana gelmesi imkansızdır. Kanın pıhtılaşma sistemi gibi kompleks, detaylı, moleküler düzeyde son derece hassas olan ve karmaşık bir iş bölümü gerektiren bir mekanizmada rastgele tek bir olay sistemi altüst edecektir. Bu sistem, insan bedenindeki tüm diğer sistemler gibi, Allah’ın Yüceliğini ve büyüklüğünü gösterir. Allah, her şeyin Yaratıcısı’dır ve tüm varlıklar O’na boyun eğmişlerdir. Allah ayetlerde şöyle buyurur:
İşte Rabbiniz olan Allah budur. O’ndan başka İlah yoktur. Her şeyin Yaratıcısı’dır, öyleyse O’na kulluk edin. O, her şeyin üstünde bir vekildir. Gözler O’nu idrak edemez; O ise bütün gözleri idrak eder. O, latif olandır, haberdar olandır. (En’am Suresi, 102-103)
Lizozom Enzimleri
Hücre içinde yoğun bir faaliyet gösteren organellerden bir tanesi lizozomdur. Lizozomlar yaklaşık olarak 0.5 mikron çapındadır (1 mikron milimetrenin binde biridir). İçerisinde genellikle sindirimde kullanılan bazı enzimler vardır. Bu enzimler sayesinde vücutta birçok yıkma işlemi gerçekleşmektedir. Lizozom, hücrelerin öğütme makinesidir.
Lizozom enzimleri, vücutta artık işe yaramayan hücreleri yıkıp parçalar ve yok ederler. Bakteri, virüs, hücre parçaları, ölü dokular ve büyük, zararlı parçalar, bu enzimlerin faaliyetleri sonucunda ortadan kaldırılır ve geriye vücuda faydalı, kullanılabilir kısımlar kalır. Örneğin kolunuzu çarptığınızda meydana gelen morarma, bu bölgedeki ölü hücrelerin bir kalıntısıdır. Bir süre sonra bu bölgenin iyileşerek eski haline dönmesi ise, lizozom enzimlerinin ölü dokuları parçalaması ve yok etmeleri sayesindedir.

Lizozom enziminin aktif bölgesinin, bakteri hücre zarını parçalaması. A’da lizozom enziminin üçüncül yapısı görülmektedir. B ve C’de ise, protein içindeki aktif bölgeyi oluşturan oyuk kısım belirtilmiştir. Oyuğa, bakteri hücre zarı ile birlikte şeker substratı yerleşir. Lizozom enzimleri, iki şeker molekülü arasındaki bağları kırarak, bakteri hücre zarının parçalanmasını sağlar. Böylelikle bakteri ölür.
Lizozomda görev alan 36 farklı enzim vardır. Bu enzimler bir yapının etrafını saran zarı öğüterek deler ve vücutta sürekli olarak çoğalan hücreleri parçalayarak durdururlar. Bu son derece önemlidir, çünkü bu durdurma işlemi olmasa, vücuttaki hücreler kesintisiz olarak çoğalacaklar, bu da organların büyümesine ve vücutta sürekli olarak tümörlerin oluşmasına neden olacaktır.
Lizozom enzimlerinin yok etme görevleri, vücudun savunması için büyük bir önem taşıdığından, bu enzimler çoğunlukla akyuvar ve makrofajların içinde bulunurlar. Makrofaj ve akyuvarlar, vücut içinde karşılaştıkları yabancı maddeleri fagositoz yoluyla içlerine alıp sindirdiklerinden lizozom enzimlerinin bu bölgelerdeki varlıkları önemlidir. (Fagositoz için bkz. Savunma Sistemi Mucizesi, Harun Yahya, Araştırma Yayıncılık)
Lizozom enzimleri, parçalama konusunda oldukça etkilidirler. Ancak lizozomun içinde inaktif durumdadırlar. Eğer lizozomun zarı delinir ya da yırtılırsa, enzimler bulundukları hücreyi sindirmeye başlar ve bu olaya “otoliz” denir. Bu sindirim ve parçalanma işlemi genellikle yaşlanmış, yıpranmış ya da işlevini yitirmiş organellerde meydana gelir. Hücre içinde lizozom, salgıladığı enzimlerle sindirim işlemini gerçekleştirmekte, ölü organelleri ortadan kaldırmakta, kimi zaman da hücrenin tamamını yok etmektedir.
Örneğin yiyeceklerle bedenimize pek çok bakteri girer. Besin, henüz ağızdayken bunların yok edilmeleri görevi lizozom enzimlerine aittir. Bu enzimler aynı zamanda ağız içinde kalan gıda artıklarını da sindirip temizler ve bakterilerin potansiyel gıda desteklerini de kesmiş olurlar. Bakteriler bu şekilde açlığa mahkum edilip yok edilirler.
Lizozom enzimleri, vücudun pek çok farklı bölgesinde farklı zamanlarda tekrar tekrar devreye girerler. Hamilelik sırasında rahmin büyümesi, hücre çoğalmalarının bir sonucudur. Bebeğin oluşum safhalarında bu özellik, hayat kurtarıcı ve mucizevi bir gelişimdir. Ancak çocuğun doğumunun ardından söz konusu hücre çoğalmasının sona ermesi ve vücudun eski haline geri dönmesi gerekmektedir. İşte bunun için lizozom enzimleri devreye girerler. Belirli hücrelerin lizozomları bunu haber alır ve ne yapmaları gerektiğini adeta bilerek enzim üretmeye başlarlar. Sonraki 10 gün içinde büyük bir yıkım işlemi gerçekleşir ve ana rahmi 1/40 oranında küçülür.
Lizozom enzimlerinin yıkıcı etkisi sperm hücresi için de büyük bir gereksinimdir. Sperm, yumurtaya ulaştığında onu saran kılıfı delmek için bünyesinde taşıdığı yıkıcı lizozom enzimlerini devreye sokar. Yumurtayı koruyan kılıf bu enzimlerin parçalayıcı etkisi sebebiyle delinir ve yumurtanın döllenmesi sağlanır.
Vücuttaki tüm işlemler moleküler düzeyde gerçekleştiğinden, vücutta “atıkların” olabileceği belki de hiç akla gelmemiştir. Oysa, sürekli olarak yenilenen insan bedeninde durmaksızın hücreler ölmekte, beden sürekli olarak bakteri ve virüslerle savaşmakta ve dolayısıyla kesintisiz olarak atıklar meydana gelmektedir. Bunların birikimi, hücrelerin iflas etmesine, kan dolaşımının tıkanmasına ve organların işlevlerini yitirmesine neden olabilir. İnsan bedenindeki lizozom enzimleri buna karşı bir tedbirdir. Onlar da vücudun diğer tüm parçaları gibi akıllı davranırlar. Sağlıklı yapılara hiçbir zaman müdahale etmezler. Yok edilmesi gereken atıkları hemen fark ederler ve bedeni canlı tutmaya çalışırlar. Allah’ın dilediği ve belirlediği şekilde hareket ederler. Allah dilemedikçe, başka hiçbir güç onların yaptıklarını yapamayacak, onların bir benzerini meydana getiremeyecektir. Allah büyüktür, Yücedir ve O’nun sanatı her yanı kaplamıştır. Bir ayette şöyle buyrulmaktadır:
Allah… O’ndan başka ilah yoktur. Diridir, kâimdir. O’nu uyuklama ve uyku tutmaz. Göklerde ve yerde ne varsa hepsi O’nundur. İzni olmaksızın O’nun Katında şefaatte bulunacak kimdir? O, önlerindekini ve arkalarındakini bilir. (Onlar ise) Dilediği kadarının dışında, O’nun ilminden hiç birşeyi kavrayıp-kuşatamazlar. O’nun kürsüsü, bütün gökleri ve yeri kaplayıp-kuşatmıştır. Onların korunması O’na güç gelmez. O, pek Yücedir, pek büyüktür. (Bakara Suresi, 255)
Enzim inhibitörleri (Enzim engelleyicileri)
Enzimler, bedenimizde sürekli olarak faaliyet halinde olan proteinlerdir. Organeller arası haberleşmeler sonucunda ne zaman nerede harekete geçmeleri gerektiğini bilir ve hiç durmadan çalışırlar. Ancak bazı zamanlarda artık durdurulmaları, faaliyetlerinin engellenmesi gerekmektedir. Meydana gelen reaksiyonlar hücre için yeterli miktara ulaştığında yani enzimlerin müdahalesi tamamlandığında, vücudun bunu durdurmak için sahip olduğu bir sistem vardır. Enzim inhibitörleri (engelleyicileri) adı verilen diğer proteinler bu işi yaparlar. Bu, gerçekten de müthiş bir kontrol mekanizmasıdır.
İnhibitörler, bir enzime ayrılmayacak şekilde bağlanarak onu işlevsiz hale getirirler. Bu olay, enzim üzerindeki bazı bölgelerin, enzim inhibitörü ile kovalent bağlanması sonucunda olur. İki tip inhibitör vardır: Rekabetçi inhibitörler ve rekabetçi olmayan inhibitörler. Rekabetçi inhibitörler aktif bölgeleri bloke eden inhibitörlerdir. Enzim inhibitörü, enzimin bağlanacağı substrata o kadar benzemektedir ki enzim, bir substrata bağlanmak yerine enzim inhibitörüne bağlanır. Aktif bölge, enzimin bir substrata yönelmesini engelleyecek şekilde kapanmıştır. Rekabetçi olmayan inhibitörler ise aktif bölgenin dışında kendilerini apoenzimin başka parçalarına kenetleyen moleküllerdir. Bunun enzimi işlevsiz kılmasının nedeni ise, inhibitörün enzim molekülüne bağlandığında onun şeklini değiştirmesidir. Enzimin üç boyutlu yapısı değişir ve substrat artık enzimin aktif bölgesine tam olarak uyamayacak hale gelir. Ancak rekabetçi olmayan inhibitörler, enzimin işlevini tümüyle ortadan kaldırmazlar. Sadece enzimin hızını yavaşlatabilirler. Buna en iyi örnek penisilindir. Penisilin, vücuttaki bakterinin enzimlerine bağlanarak, onun kendi hücre duvarlarını oluşturmasını, dolayısıyla ölmesini sağlar.87

Enzim inhibitörleri, enzime ayrılmayacak şekilde bağlanarak onu etkisiz hale getirirler. Durdurulması gereken reaksiyonlar, hastalıklara neden olan enzimlere bağlanan ilaçlar, enzim inhibitörleri vesilesiyle hareket etmektedir.
İlaçların bir kısmı, bu enzim engelleme sistemine göre üretilmişlerdir. Bakteri ve virüslerin enzimlerini durduran bu inhibitörler, bakterinin yayılmasını ve dolayısıyla hastalığın artmasını engellerler. Şu an HIV virüsünün engellenmesindeki en önemli gelişmeler de, rekabetçi olmayan inhibitörlerin devreye sokulması sonucunda oluşmuştur.88 Aynı şekilde bazı kanser hastalıkları da, buna neden olan enzimlerin tanımlanması ve buna göre inhibitörler geliştirilmesi yoluyla önlenebilmektedir.
Cerrahi dışında bütün tıp, bir şekilde enzimlerle ilişkilidir. Enzimlerin 200 milyon kere büyütülmüş modelleri üzerinde çalışan Dr. Joseph Kraut’un bu konuyla ilgili şu açıklamaları bu gerçeğin bir özetidir:
Bir aspirin mi aldınız? Emin olun ki aspirin molekülleri gidecek, bir enzimi etkileyecektir. Bu enzimin çalışması ya azalacak ya da artacak ve daha kim bilir neler olacaktır. Ne de çabuk! Baş ağrınız geçmiştir.89
Enzim inhibitörleri mutlaka enzimlerle birlikte aynı ortamda bulunması gereken moleküllerdir. Enzimlerin görevlerini durdurmaları çeşitli durumlarda son derece hayatidir. Örneğin DNA kopyalanması veya kanın pıhtılaşması gibi önemli işlemlerde, enzimlerin faaliyetlerinin belli bir süre sonra durdurulması gerekmektedir. Eğer bir enzim, kanın pıhtılaşma sistemini sürekli olarak hareketlendirirse bu durum, bedenin içinde sürekli pıhtıların oluşmasına sebep olacak, kan akışı duracak ve organizma ölecektir. İşte enzim inhibitörlerinin görevi bu kadar hayatidir. Peki bunu evrimciler açıklayabilirler mi? Evrimcilerin, enzimlerin varlığını bile henüz açıklayamamış olduklarını hatırlatalım. Ancak tesadüfen tek bir enzimin oluşmuş olduğunu varsaysak bile, bu durumda enzim inhibitörünün de mutlaka o ortam içinde oluşmuş olması gerekmektedir. Oluşan bir enzimin, milyonlarca yıl boyunca tesadüfen oluşacak bir enzim inhibitörünü beklemesi söz konusu olamaz. Böyle bir durumda enzim hiç durmadan çalışmaya devam edecek ve organizma bir süre sonra kaçınılmaz olarak ölecektir. Enzimlerin, enzim inhibitörleri olmadan organizmaya hayat vermesi imkansız, enzim inhibitörlerinin de enzimler olmadan varlıkları anlamsızdır. Dahası enzimler var olsa bile, enzim inhibitörlerinin onları durdurabilmek için bir kontrol mekanizmalarının olması gerekmektedir. Bu olmadan, enzim inhibitörleri, oluşan tüm enzimleri anında bloke edecek ve enzim oluşumunun hiçbir anlamı kalmayacaktır.
Enzim inhibitörleri, hangi reaksiyonları ne zaman durdurmaları gerektiğini adeta bilirler. Reaksiyonun gerçekleşmesi için gerekli olan substratın şeklini taklit eder ve aktif bölgedeki yerine yerleşirler. Böylelikle enzimin substrat ile birleşmesini engellerler.
Kanın pıhtılaşması, DNA kopyalanması gibi pek çok reaksiyonda, işlem tamamlandıktan sonra enzimlerin durdurulması gerekmektedir. Enzim inhibitörleri, adeta görevlendirilmiş askerler gibi olay yerine gider ve enzimleri bloke ederler.
Yaratılış Araştırma Kurulu’dan (Creation Research Society) David ve Kenneth Rodabaugh, bu konuyla ilgili şu açıklamada bulunmuşlardır:
Enzimlerin ilkel çorbada bulunmadıkları açıktır. Eğer oluşmuş olsalardı bile, ilkel çorba, genel bir tanım olarak, olası tüm kimyasal yığınları içerdiği için enzimler uzun süre burada kalamayacaklardı. Enzimler oluştuğu anda onları yok edecek sayısız enzim inhibitörü orada bulunacaktı. Bu nedenle, bu moleküller ortaya çıkamayacak, ortaya çıktıklarını farz etsek bile hayatta kalamayacaklardı.90
Bedenimizde yeterli sayıda enzim, onların durdurulmasından sorumlu yeterli sayıda enzim inhibitörü, onların üretimini ve çalışmasını denetim altında tutan üstün bir kontrol mekanizması bulunmaktadır. Bunların hiçbiri, kendi görevlerinin dışına çıkmaz, inhibitörler hiçbir zaman kendi kendilerine karar verip enzimleri durdurmaya kalkışmaz, enzimler hiçbir zaman inhibitörlerin yanından geçip gitmez ve bunların üretimi ve çalışmaları hiçbir zaman dengesiz bir hale gelmez. Bunun sebebi bedenimizin tüm denetiminin Allah’a ait olmasıdır. Her enzim Allah’ın yarattığı bir mucizedir. Her bir enzim inhibitörü Allah’ın yarattığı bir nimettir. Bu moleküllerin her biri, onları kontrol eden mekanizmalar, birlikte çalıştıkları yapılar, onların sahip olduğu özel üç boyutlu şekiller, Allah dilediği için vardırlar ve Allah dilediği için hatasız işlerler.
Size her istediğiniz şeyi verdi. Eğer Allah’ın nimetini saymaya kalkışırsanız, onu sayıp-bitirmeye güç yetiremezsiniz. Gerçek şu ki, insan pek zalimdir, pek nankördür. (İbrahim Suresi, 34)
Göklerde ve yerde olan ne varsa, canlılar ve melekler Allah’a secde ederler ve onlar büyüklük taslamazlar.
(Nahl Suresi, 49

Enzim Teknolojisi

ünümüzde doğadan esinlenilerek geliştirilen pek çok teknoloji vardır. Bir gözün özelliklerine göre kamera ve fotoğraf makineleri geliştirilmiş, yusufçukların yapısı örnek alınarak helikopterler tasarlanmıştır. Doğada teknolojiye ilham veren çok fazla şey bulunur.
Ancak doğada öyle şeyler vardır ki, bunları günlük hayatta doğrudan kullanırız. Bunlara bir örnek, enzimlerdir. Enzimler, doğada bizlere hazır olarak sunulmuşlardır ve endüstride doğrudan kullanılırlar. Peki bu nasıl gerçekleşir? Bunun cevabını uzakta aramanıza gerek yoktur: Her gün evlerde kullanılan çamaşır deterjanı, enzimlerin varlığı sonucu geliştirilmiş endüstriyel bir üründür. Çamaşır deterjanlarında kullanılan enzimlerin başında proteazlar gelmektedir. Bu enzimlerin varlığı önemlidir, çünkü bilindiği gibi proteazlar sindirimde proteinleri parçalayan enzimlerdir. Dolayısıyla giysinizdeki bir protein lekesini de kolaylıkla çıkarabilecektir. Çim, kan, yumurta gibi lekeler bu enzimlerin yardımı ile ortadan kaldırılmaktadır. Söz konusu leke yapıcı maddeler genellikle giysilerin lifleri arasında sıkıca yapışma eğilimindedirler. Bu enzimler, bir çeşit tutkal gibi iş görüp, onları bulundukları yerden çıkartmaktadırlar.
Deterjanlarda aynı zamanda yağları parçalayan lipaz enzimi de görev yapmaktadır. Bunlar da, tahmin edileceği gibi yağ lekelerini ortadan kaldırırlar. Giysi üzerinde buldukları yağ moleküllerine bağlanır, onları parçalar ve onları amino asit parçalarına dönüştürürler.
Enzimler aynı zamanda tekstil alanında da kullanılmaktadır. Pamuk ve pamuk karışımı kumaşların dokunması sırasında, dokumayı oluşturan uzun iplikler, yapışkan bir madde ile kaplanmaktadır. Bunun amacı dokuma sırasında iplerin kopmasını engellemektir. Bu işlem için kullanılan madde ise nişasta ve nişasta türevleridir. Ancak dokuma işlemi bittikten sonra kumaşın diğer işlemlere girebilmesi için nişastadan arındırılması gerekmektedir. Bu işlem aslında asitler, bazlar, oksitleyici maddeler gibi güçlü kimyasal maddelerle yapılabilir. Ancak günümüzde bunlara gerek kalmadan bu işlem enzimler sayesinde kolaylıkla yapılabilmektedir. Amilaz, kumaşa zarar vermeden kumaştaki nişastayı hemen parçalayabilir. Bu işlemde enzim kullanılmasının bir üstünlüğü de, enzimin çevreye zararsız oluşudur. İşlem sonucunda ortaya çıkan atık sular, çevreye daha uyumlu olur.
Tekstilde aynı zamanda kumaşların parlatılmasında da enzimlerden faydalanılmaktadır. İpliğin üzerinde oluşan tüyler, yani fibrinler, enzimler tarafından parçalanıp ortadan kaldırılmaktadır. Yine boyanmadan önce hidrojen peroksit tarafından ağartılan kumaşlar için de katalaz enzimi kullanılır. Hatırlanabileceği gibi katalaz, oldukça büyük bir hızla hareket eden bir enzimdir. İşte bu nedenle enzimin çok az bir miktarı bile, hidrojen peroksiti ortadan kaldırmaya yetmektedir.
Enzimler tüm bunların dışında, şeker, hayvan yemi, meyve suyu, kağıt ve deri endüstrisi gibi alanlarda da yoğun olarak kullanılmaktadır. Örneğin meyve suyu yapımında, özellikle elma suyu üretiminde çeşitli sorunlarla karşılaşılmaktadır. Bu durum özel enzimler yardımıyla çözülebilmektedir. Elma suyu, içinde büyük miktarda nişasta içeren bir meyve suyudur. Eğer berrak meyve suyu elde etmek isteniyorsa, nişastanın parçalanması gerekmektedir. İşte bu sorun, nişasta parçalayıcı enzimlerin devreye girmeleri ile çözülür.
Peki enzimler doğadan nasıl elde edilir? Bunun için Allah’ın doğada yarattığı çok büyük bir imkan vardır: Mikroorganizmalar. Tek bir mikroorganizma 1000′den farklı enzim çeşidine sahiptir. Bu, insanlığa endüstriyel alanda sunulmuş büyük bir nimettir. Bilim adamları, farklı enzim çeşitlerine ulaşabilmek için dünyanın farklı bölgelerinden çeşitli mikroorganizmalar toplamakta ve onları incelemektedirler. İstenilen işi yapan enzim bulunana kadar mikroorganizmalar üzerindeki bu araştırmalar devam etmektedir. İstenilen enzim bulunduğunda ise, organizma genetik olarak değiştirilmekte ve istenilen enzimi çok daha fazla miktarda üretmesi sağlanmaktadır. Daha sonra mikroorganizma fermente edilerek bu enzimler açığa çıkmaktadır. Fermente sonucunda oluşan atıklar da gübre olarak değerlendirilebilmektedir.91 Bunun dışında bitkilerden, büyükbaş hayvanların pankreasından, tavuk ve sığırların sindirim organlarından da enzimler elde edilebilmektedir.
İnsan, bilgi ve teknoloji kullanarak, tüm bunları gerçekleştirmenin yollarını bulabilmek için oldukça fazla çaba harcamıştır. Örneğin sadece nişastanın ayrıştırılması için oldukça sert şartlara ihtiyaç duyulmuş, çok fazla sayıda kimyasal madde kullanılmış, endüstriyel ürün üzerinde istenen sonuç tam olarak elde edilemediği gibi, atık maddeler de genellikle zehirli olmuştur. Ancak enzimler, adeta sadece bu görevle sorumlu birimler gibi, olay yerine girip, ilgili maddeyi bulup, onu tam anlamıyla ortadan kaldırmaktadırlar. Geriye, bu maddeyi oluşturan amino asitleri ve diğer küçük maddeleri bırakırlar ki bunlar da doğaya canlıların yapıtaşları olarak geri dönerler. Hiçbir insan, hiçbir teknoloji, bir proteine, sadece tek bir maddeye yönelerek onu parçalama özelliği veremez. Bir kumaşın üzerinde, sadece tek bir yağ molekülüne saldırması gerektiğini öğretemez. Onu, tam insanların ihtiyaçlarını karşılayacak şekilde belirli ısı aralıklarında çalışır hale getiremez. Yaptığı iş sonucunda atıklarından fayda elde edilebilecek bir hale getiremez. İnsan, bir proteini, onu oluşturan amino asitlerin doğru sırada dizilimini bile meydana getirememiştir. Dolayısıyla, tüm bunları gerçekleştirmek için doğada hazır bulunan, kendisinin ve diğer tüm insanların hizmetine sunulmuş olan enzimleri kullanır. Onu, incelediği mikroorganizmaların içinde hazır bulabilir. Daha da araştırdıkça, daha fazla enzimle karşılaşır. Hayatını kolaylaştıracak çok önemli bir yardımcı, kolaylıkla, her yerde ulaşabileceği mikroorganizmaların içinde paketlenmiş bir hediye gibi kendisine sunulmuştur.
Bu nimet, Allah’ın ikramıdır. İnsanlara karşılıksız sunulmuştur. Bir kolaylık, bir güzellik, bir nimet olarak verilmiştir. Onları mikroorganizmalarda var eden de, onlara kendilerine has özellikler veren de, onları keşfettiren, üzerlerinde araştırma yapacak yeteneği, bilgiyi, imkanı veren de Allah’tır.
Göklerde ve yerde ne varsa O’nundur, itaat-kulluk da (din de) sürekli olarak O’nundur. Böyleyken Allah’tan başkasından mı korkup-sakınıyorsunuz? Nimet olarak size ulaşan ne varsa, Allah’tandır, sonra size bir zarar dokunduğunda (yine) ancak O’na yalvarmaktasınız. (Nahl Suresi, 52-53

Enzimler Birer Yaratılış Mucizesidir

oğal seleksiyonun işlemesi için, yeni yapılar oluşturmak amacıyla mutasyonların gerçekleştiğini hiç gördük mü? (…) Yeni gelişmeye başlayan bir organın varlığı hiçbir zaman görülmemiştir. Bazılarının şu anda görülebilir olması gerekir, bir organizmada fonksiyonel yeni bir sistem meydana getirecek çeşitli aşamaların oluşmasının izlenmesi gerekmektedir. Ama şu anda onları görmüyoruz: Böylesine radikal bir masal için hiçbir delil yoktur. Ne gözlemler, ne de kontrollü deneyler doğal seleksiyonun mutasyonları kullanarak yeni bir gen, hormon, enzim sistemi veya organ ortaya çıkardığını gözlemlememiştir.92
Evrimci Michael Pitman’ın bu sözleri, diğer evrimcilerin de açıkça gördüğü ancak itiraf etmekten kaçındıkları gerçeklerin bir özetidir. Evrim teorisinin dayandırıldığı iki temel mekanizma vardır: Mutasyonlar ve doğal seleksiyon. Pitman’ın da itiraf ettiği gibi, bu mekanizmaların hiçbiri, bir canlıya faydalı, işlerliği olan bir organı veya bir yapıyı kazandırmamış, onu hiçbir zaman yoktan var etmemiştir.
İnsana ait organ veya yapıları bir kenara bırakalım, Darwinistlerin bir bütün olarak insanın oluşumuna bir açıklama getirebilmeleri gerekmektedir. İnsan bedeni öylesine bir bütündür ki, tek bir molekülün işlevini yerine getirebilmesi için bu bütünün bir arada olması şarttır. Örneğin enzimler; gerçekleştirecekleri reaksiyonlar, onları kodlayan genler, bu kodları oluşturan DNA, çalışma alanları olan hücreler, gelen besinler, birleşecekleri substratlar, içinde hareket ettikleri kan, onu hareket ettiren kalp, onu koordine eden beyin, özel bir vücut ısısı, özel bir vücut pH’ı ve bunları da birbirine bağlayan sayısız faktörle birlikte çalışırlar. Bunlardan hiçbirini devreden çıkaramaz, sistemi basitleştiremez, hiçbirinin sırasını değiştiremezsiniz. Böylesine bütünlük içindeki bir yapının sahip olduğu her parça olağanüstü derecede komplekstir. Bu ise, evrimciler için açıklanamazdır.
O halde insana ait tek bir moleküle geri dönelim. Evrimcilerin enzimler için bir açıklamaları var mıdır? Bir enzim, sahip olduğu özel amino asitler, bunların özel dizilimleri, sahip olduğu özel üç boyutlu yapı, birleşeceği substrata uygun üç boyutlu bir bölmesi, bütün bunların ötesinde kataliz gibi mucize bir işi gerçekleştirebilmesi, zaman ayarı yapabilmesi, eskimemesi, yanılmaması, ara vermemesi ile evrimcilerin açıklayabileceği bir yapı mıdır? Farklı canlılarda aynı enzimlerin benzer görevleri yapmaları hangi Darwinist mekanizma ile açıklanabilir? Kuşkusuz bunların tümü evrimciler için açıklanamazdır. Günümüzün en katı evrimcilerinden Richard Dawkins’in bu konuyla ilgili itirafını Yaratılış Araştırma Kurulu’ndan (Creation Research Society) Jon Covey şu şekilde aktarmaktadır:
Bir otomobil tasarımcısı için, karbüratör mutlaka gereklidir. Tıpkı burada beliren ihtiyaç gibi, Allah da glikoliz için heksokinaz enzimini yaratmıştır. Birbirine benzer şekilde şekillendirilmiş çakıl taşlarının arasında bir ok görsek akıllı bir yaratıcının veya yetenekli bir işçinin burada olduğunu anlarız. Ama bazıları, kompleks bir canlı gördüğünde, usta bir mimarın varlığını imkansız bulur. Bu nasıl olabilir? Evrimcilerin tasarlanmış bir makine ile makine gibi çalışan biyolojik yapılar arasındaki benzerlikleri inkar ettikleri bir zaman vardı. Ancak bu durum değişti. Blind Watchmaker’da (Kör Saatçi), Richard Dawkins, böyle biyolojik yapıların açıkça birer dizayn olduğunu itiraf etmiştir. Bunların tasarlanmış olduklarını inatçı bir şekilde inkar etmekte, ama en azından bunların birer tasarıma benzediklerini itiraf etmektedir:
Düzgün bir şekilde kullanıldıklarında, şekerin enerji kaynağı olabileceğinin kör bir tesadüf sonucu bilinmesi imkansızdır. Ayrıca bu enerjiden avantaj elde etmek için ne yapılması gerektiğinin bilinmesi de imkansızdır. Evrim nasıl kimyasal reaksiyon serisini geri çevirir? Ve evrimsel işlemlerin çoğu için hiçbir avantaj vermeyen, karmaşık bir seri enzimi nasıl evrimleştirmiştir? Dahası, glikolitik enzimlerin tümü gelişene kadar enzim sistemini evrimleştiren organizma, enerji ve besin kaynaklarını tüketen gereksiz enzimler üretecektir. Her biri tam olarak çalışmadan, hiçbiri çalışmaz. Sadece glikolitik reaksiyonlar değil, canlı hücresinde bulunan diğer tüm enzim sistemleri de.93
Bir enzimin, tek başına varlığı hiçbir şey ifade etmemesine karşın sözde tesadüfler sonucu ortaya çıkması, evrimin kendi iddiaları ile çelişmektedir. Hayali evrimsel sürece göre bir enzimin hiç yoktan var olabilmesi için, içinde hareket edip işlev gösterebileceği bir canlı bedeninin varlığı şarttır. Ancak canlı organizmanın, enzimlerin olmaması durumunda hayatta kalabilmesi mümkün değildir. Bu durumda, enzimlerin, onun içinde yaşayacağı ve yaşatacağı canlı bedeninin, onun kontrolünü sağlayan enzim inhibitörlerinin, substratların ve tüm diğer moleküllerin sözde bir arada evrimleşmiş olması gerekir ki, tek bir molekülün milyonlarca yıl içinde evrimleştiği hikayesini ortaya atan evrimciler için bu imkansızdır. İlk olarak enzimler oluşsa, -ki bir enzimin tesadüfen oluşması imkansızdır-, fonksiyon göstereceği bir organizma olmadan yok olup gidecektir. İlk olarak canlı organizma oluşsa -ki bu organizmanın da bütün sistem ve moleküllerinin ayrı ayrı evrimleşmesi gerekir ve bu da tümüyle imkansızdır-, bu durumda canlı organizmanın enzimler olmadan varlığına devam etmesi mümkün değildir. İlk olarak oluşan enzim inhibitörleri ise, -ki bu kompleks moleküllerin de tesadüfen oluşmaları mümkün değildir-, oluştuğunu varsaydığımız tüm enzimleri fonksiyonsuz bırakacaklardır. Bunlar sadece sistemin indirgenemez bir komplekslikte olduğunu gösterebilmek için yaptığımız özet açıklamalardır. Evrim teorisinin, bu kompleks moleküllerden sadece bir tanesinin nasıl meydana geldiği sorusuna verebildiği bir yanıt, ya da getirebildiği herhangi bir delil yoktur.
Görüldüğü gibi evrimcilerin enzimlerin kökeni konusunda da bir açıklamaları yoktur. Dahası, evrimciler henüz enzimi oluşturan amino asitlerin birbirine uygun dizilimlerinin sözde rastgele nasıl meydana gelebileceğini açıklamaktan uzaktırlar. Bununla ilgili yapılan olasılık hesapları, söz konusu sistemde, istenen şartlar sağlansa bile, tesadüfen doğru bir dizilimin oluşmasının imkansızlığını göstermektedir. Jon Covey bunu şu şekilde açıklamaktadır:
Sadece 100 amino asit uzunluğundaki basit bir enzimi elde etme ihtimali nedir? Çeşitli şekillerde dizilebilecek olan 20 farklı amino asit vardır. Basit bir enzimin içindeki 20 farklı amino asit 10130 farklı şekilde sıralanabilir, bunun anlamı 1′in yanında 130 sıfırdır. Bu düzenlemelerin pek çoğu iyi bir enzim meydana getirmez. Pek çoğu çok zayıf işlev gösterir veya hiç göstermez. İngiliz astronom Sir Arthur Eddington evrende 1080 parçacık olduğunu hesapladı. Astronomlar evrenin %90-99′unun kara delik olduğuna inanıyorlar. Bu, toplam sayıyı 1082‘ye çıkarmaktadır. Bu sayı, tüm elektronları, protonları ve nötronları ve bunun gibi pek çok atomaltı parçacıkları kapsamaktadır. Bu durum, 10130‘un ne kadar büyük bir sayı olduğu hakkında size bir fikir verir.
Bedenimizde enzimler gibi etkili bir şey oluşturmak için amino asitlerin doğru kombinasyonlarla bir araya gelme ihtimalini bulmak uzun bir zaman alacaktır. Eğer saniyede bir trilyon kerelik işlem hızıyla 100 amino asitlik protein zincirlerini meydana getirmek için evrendeki her şey birleşse ve tekrar birleşse, tüm kombinasyonların denenmesi 30 trilyon yıldan fazla zaman alırdı. Bu denemelerden sonra, fonksiyonları sınırlı olan ve çoğalma yeteneği olmayan yüz amino asit uzunluğunda sadece tek bir protein elde edecektik. Bu protein ne kendi kendini kopyalayabilecek, ne de kendi kopyalanmasına etkide bulunacaktı.94
Göklerde ve yerde her ne varsa O’nundur. Şüphesiz Allah, hiçbir şeye ihtiyacı olmayan (Gani)dır, övülmeye layık olandır.
(Hac Suresi, 64)
Sadece 100 amino asit uzunluğundaki basit bir enzimi rastgele elde etme ihtimali 10130‘da birdir. Ancak bu noktada elde edilmesi gereken bu proteinin, sadece sol-elli amino asitlerden oluşması gerektiğini de hatırlatmak gerekmektedir. (Çünkü doğada sağ-elli ve sol-elli olmak üzere 2 çeşit amino asit vardır ve canlı hücrelerinde işlev gören amino asitler yalnızca sol-elli olanlardır.) Bu durumda ihtimaller daha da azalır:
Milyonlarca dolarlık laboratuvarların tek bir küçük protein molekülünü oluşturmak için gereken sol-elli amino asitleri sentezleme ihtimalleri nedir? Bu ihtimal 10210‘da birdir. Yani 1′in yanına 210 sıfır gelmesiyle oluşan sayıdır. Bu imkansız ihtimalin büyüklüğünü anlayabilmek için şunlarla karşılaştıralım:
On milyar yıl 1018 saniyedir. Yeryüzü 1026 ons’dur (1 ons=3 gram). Tüm evrenin çapı sadece 1028 inç’tir (1 inç=2.54 cm). Evrende 1080 atomaltı parçacık vardır.95
Evrendeki en büyük sayılarla kıyaslandığında böyle bir enzimin tesadüfen ortaya çıkamayacağı açıktır.
Ancak her ne kadar imkansız olsa da, amino asitlerin doğru sıralama ile doğru yapıyı oluşturduklarını ve bir enzim meydana getirebildiklerini varsayalım. Bu enzimin bir reaksiyona dahil olarak onu hızlandırabilme olasılığı, yani enzimin işlevsel olma olasılığı evrimciler için çok daha büyük bir sorun teşkil etmektedir. Yaratılış Araştırma Kurulu’ndan (Creation Research Society) Dr. Jonathan D. Sarfati bu olasılığı şu şekilde hesaplamıştır:
Kendi kendine üreyebilen en basit organizma bile yaklaşık olarak 400 amino asitten oluşan enzimleri kodlayan 482 gene sahiptir. Her enzimin, düzgün bir şekilde işleyebilmesi için düzgün bir sıralamasının olması gerekmektedir. Enzimlerde 20 farklı amino asit kullanılmaktadır. Her enzimde sadece 10 tanesinin bile tam olarak doğru sıralamaya sahip olduğunu varsaysak bile, sıradan bir reaksiyonun rastgele meydana gelme ihtimali 106271‘de birdir (ardından 6271 tane sıfır gelen bir sayısı). Evrendeki atomların sayısının yaklaşık 1080 olduğu düşünülürse, bu ihtimalin sıfır olduğu açıktır.96
Tek bir reaksiyonun tesadüfen meydana gelme olasılığı “sıfırdır”. Ancak tüm imkansızlıklarına karşın tek bir enzimin tesadüfen meydana gelebildiğini, yine imkansız olmasına rağmen bir reaksiyonun tesadüfen gerçekleştiğini varsaysak bile, bu enzime ait bilgilerin genlere aktarılarak sonraki nesillere taşınması için de aynı imkansızlık geçerlidir. Bunun rastgele meydana gelebilme imkansızlığı şu şekilde hesaplanmıştır.
Evrimciler, insanın tek hücreli organizmalardan tamamen rastlantılar sonucunda evrimleştiğini iddia ederler. Tek bir protein molekülünün tesadüf eseri değişmesi ihtimali 10243 (1′in yanında 243 sıfır gelmesiyle oluşan sayı)’te bir olarak hesaplanmıştır. Dahası, eğer dünya, bir mil derinliğinde, içinde 1033 adet bakteri yaşayan bir okyanus ile sarılmış olsaydı bile, bilim adamlarına göre tek bir enzimin oluşabilmesi için 100 milyar yıl geçmesi gerekirdi. Bu yeni enzimi üretebilecek bir gen oluşturmuş olsalar bile, en uygun olanın hayatta kalma mekanizmasına bağlı olarak genin türlere yayılması için altı milyon jenerasyonun geçmesi gerekmektedir. Bu anlattığımız, kullanılamayan tipik bir enzim için gereken zamandır. (Enzimlerin kendi kendilerine oluştuklarını varsaydığımızda bu süreden sonra) Tek bir kullanılabilir enzimin ortaya çıkması için, 300 milyon yıl geçmesi gerekmektedir! Bu durum, tek hücreli, tam olarak işlerliği olan bir organizmanın tesadüf eseri meydana gelmesinin imkansız olduğunu göstermektedir. Eğer kullanılabilir tek bir enzimin ortaya çıkması için pek çok tesadüf ve çok fazla zaman gerekiyorsa, milyarlarca hücresi olan insanın evrimleşebilmesi için kaç tesadüfün ve kaç asrın geçmesi gerektiğini bir hayal edin! Bunun tesadüfen gerçekleşmesi ile ilgili ihtimalleri muhtemelen kimse getiremeyecektir. Ama evrimciler hala bizim bunu hazmetmemizi istiyorlar.97
İhtimaller, rastgele oluşum iddiaları için bu imkansızlıkları gösterir. Üstelik bu sırada söz konusu araştırmaları yapan, bunları inceleyen ve tüm bunların tesadüfen meydana geldiğini iddia eden insanların da bedenlerinde, saliseler içinde sayısız reaksiyon gerçekleşmektedir. Her saniye binlerce reaksiyon, bir sonraki saniye yine binlercesi… Bu, her canlı bedeninde, her an, kesintisiz ve hatasız olarak süregelmektedir. Her canlı bedeninde, her saniye, her reaksiyon belirli bir hız ve sıra ile tamamlanmaktadır. Bir canlı bedeninde, hiçbir zaman, bir enzim diğeri ile karıştırılmaz, bir başka yapıya etki etmez, bir reaksiyon diğerinin hızına yetişmeye çalışmaz. Bir canlı bedenindeki enzimler hiçbir zaman yönlerini şaşırmaz, hareket etmeleri gereken zamanda hareket eder, durmaları gereken zamanda dururlar. Öte yandan bir canlı bedenindeki enzimlerin her birinin sahip oldukları amino asitler belirlidir, doğru sıralamada ve doğru yerdedirler. Bir canlı bedenindeki enzimlerin tümü doğru üç boyutlu şekle sahiptir, hiçbir zaman başka bir substrata bağlanmaz, hiçbir zaman yanlış bir reaksiyona dahil olmazlar. Bir canlı bedenindeki enzimler akıllı ve şuurludurlar, adeta tedbirli bir insan gibi hareket ederler. Bir canlıyı yaşatabilmek için ellerinden geleni yaparlar.
İşte bu ve bunun gibi pek çok nedenden dolayı enzimlerin tesadüfen meydana gelmeleri imkansızdır. Amino asitler tesadüfen bir araya gelip doğru sıralamayı oluşturamaz, tesadüfen enzim üzerinde özel üç boyutlu yapıya sahip aktif bölge meydana getiremezler. Tesadüfler aktif bölgelere uygun substratları oluşturamaz, bunları belirli reaksiyonlara yönlendiremezler. Tesadüfler bir enzime yetenek veremez, ona milyonlarca yıllık bir reaksiyonu, saniyenin onda birinde gerçekleştirecek bir özellik kazandıramazlar. Tesadüfler bir enzimi canlı bedenine uygun hale getiremez, ona sürekli canlı kalma özelliği veremezler. Tesadüfler, bir enzimin canlı bedeninde adeta şuurlu hareket ediyor oluşunun açıklaması değildirler.
Bir molekülün canlı bedeninde şuurlu gibi hareket ediyor oluşu, onun üstün bir Yaratıcı’nın eseri olduğunu gösterir. Canlı vücudundaki her yapı, her molekül, her şeyin Yaratıcısı olan Allah’ın eseridir. İşte bu nedenle tüm yapılar uyum içindedir, birbirine bağımlıdır. Bir organizmayı en güzel şekli ile yaratan, ona özellikler veren, bu özellikler içindeki en küçük parçalara bile hayranlık uyandıran komplekslik veren ve onları büyük bir çeşitlilik içinde yaratan, tüm alemlerin Yaratıcısı olan Allah’tır. Yaratılmış hiçbir varlık, O’nun yarattığı mucizelere eş değerde bir güzellik ortaya çıkaramaz, O’nun meydana getirdiği kusursuz düzen ve uyumu meydana getiremez. Yeryüzündeki hiçbir akıl, hiçbir teknoloji, hiçbir güç, mükemmel mekanizması ile Allah’ın yarattığı bir canlı sistemini oluşturamaz. Canlılarda gördüğümüz bu mükemmellik Allah’ın sanatıdır, Allah’ın yaratmasıdır ve Allah’ın muhteşem kudretidir.
Göklerde ve yerde her ne varsa -isteyerek de olsa, istemeyerek de olsa- Allah’a secde eder. Sabah akşam gölgeleri de (O’na secde eder). De ki: “Göklerin ve yerin Rabbi kimdir?” De ki: “Allah’tır.” De ki: “Öyleyse, O’nu bırakıp kendilerine bile yarar da, zarar da sağlamaya güç yetiremeyen birtakım veliler mi (tanrılar) edindiniz?” De ki: “Hiç görmeyen (a’ma) ile gören (basiret sahibi) eşit olabilir mi? Veya karanlıklarla nur eşit olabilir mi?” Yoksa Allah’a, O’nun yaratması gibi yaratan ortaklar buldular da, bu yaratma, kendilerince birbirine mi benzeşti? De ki: “Allah, her şeyin Yaratıcısı’dır ve O, tektir, kahredici olandır.” (Rad Suresi, 15-16

Sonuç

Sonuç

uursuz atomlar birleşerek dünyanın en kaliteli televizyonlarından bile daha iyi görüntü veren gözleri meydana getiremezler. Şuursuz atomlar tesadüfen birleşerek dünyanın en kaliteli teybinden daha iyi stereo işitme sistemi var edemezler. Şuursuz atomlar tuttuğu bir şeyi hissedemez, tattığı bir şeyi anlayamazlar. Şuursuz atomlar bir gülün kokusunu algılayamazlar. Şuursuz atomlar bunların hiçbirini yapabilecek güce sahip değildirler.
Şuursuz atomlar; koşan, gülen, düşünen, laboratuvarda kendi hücrelerini inceleyen insanı meydana getiremezler. Onda, hücrelerinin tümüne ulaşan bir dolaşım sistemi, tüm yediklerini yeni hücrelere dönüştüren bir sindirim sistemi, tüm bedenine emir veren bir beyin var edemezler. Şuursuz atomlar, laboratuvarlardaki en üstün cihazlardan daha hızlı çalışan, besinleri parçalayıp küçük yapılara dönüştüren, DNA’yı kopyalayabilen, atık maddeleri yok eden, mesajları ileten, 100 trilyon hücrenin her birinde her saniye yüz binlerce reaksiyon gerçekleştiren enzimleri meydana getiremezler.
Ama Darwinizm bu açık gerçeği kabul etmek istemez. Bir enzimin son derece kompleks ve üstün bir yapıya sahip olmasını, milyarlarca yıllık işlemleri saniyenin en küçük birimlerine indirmesini, sözde tesadüflerin bir mucizesi olarak görür. Görmeyen, duymayan, hissetmeyen şuursuz atomların bir araya geldiklerinde birbirleriyle haberleşebildiklerini, diğer atomları tanıyabildiklerini, onlarla işbirliği yapabildiklerini iddia eder. Bunun sonucunda gören, duyan, hisseden şuurlu insanlar meydana gelmesinin tesadüflerin sözde gücünden kaynaklandığını öne sürer. Darwinizm bu gücün, dağları, denizleri ve tüm canlıları var ettiğine inanır. Çünkü bu sözde güç, yani tesadüfler, Darwinizm’in kompleks varlıklar var eden, mucizeler meydana getiren yalancı ilahıdır. Darwinistler, işte bu büyünün etkisindedirler.
Son iki yüzyılın en büyük kitle aldatmacasının temeli, işte bu yalancı inanç sistemidir. Elinizdeki kitapla, bu büyüyü ortadan kaldırmak ve bu büyük aldatmacaya son vermek için tüm insanlara “tek bir örnek” verilmiştir. Okuduğunuz kitapta bu tek örnek yani tek bir “enzim” üzerine sayfalarca detay yazılmıştır. Açıktır ki, yeryüzünde yaratılmış tek bir detayda bile, Yüce Allah’ın sonsuz gücü, aklı, yaratma sanatı ve İlahi Kudreti gözler önündedir. Yaratılış gerçeği en ihtişamlı şekli ile sergilenmiştir. Enzimin yaptığı her işte akıl vardır. Enzimin her yeteneği ayrıcalıklıdır, özeldir. Enzime ait olan her şey, onu, tüm alemlerin Rabbi olan Allah’ın yarattığı gerçeğini ilan eder. Tek bir enzim, Darwinizm’in karanlık büyüsünü tamamen yok etmeye yeterlidir.
Allah; uludur, Yücedir. Yoktan yaratmaya kadirdir. Varlıkların tümü O’na boyun eğmiştir. O, dilediği her şeyde sınırsız güzellik ve detay yaratandır. Dilediği şeyler üzerinde kusursuzluk tecelli ettirendir. Tüm alemleri yaratan Yüce Allah için mükemmellikler sergileyen bir enzim sistemini de yaratmak kuşkusuz son derece kolaydır. Allah, tüm varlıklar üzerinde hakim olandır. Rabbimiz ayetleriyle bu gerçeği tüm insanlara haber vermektedir:
O Allah ki, O’ndan başka ilah yoktur. Gaybı da, müşahede edilebileni de bilendir. Rahman, Rahim olan O’dur. O Allah ki, O’ndan başka ilah yoktur. Melik’tir; Kuddûs’tur; Selam’dır; Mü’min’dir; Müheymin’dir; Aziz’dir; Cebbar’dır; Mütekebbir’dir. Allah, (müşriklerin) şirk koştuklarından çok Yücedir.
O Allah ki, yaratandır, kusursuzca var edendir, ‘şekil ve suret’ verendir. En güzel isimler O’nundur. Göklerde ve yerde olanların tümü O’nu tesbih etmektedir. O, Aziz, Hakimdir. (Haşr Suresi, 22-24